24 Temmuz 2019 Çarşamba

Agony

Canım acıyor kendi yollarımızda ilerledikçe, adım attıkça bir parçamı geçtiğim yolda bırakıyorum.

Çanta değişimi yaparken, uzun süredir kullanmadığım çantamın ön gözünde, küçük karton bir kağıda yazılmış halde şunu buldum:




Tesoro, Kıvırcık'ı seviyor!






Ta midemden geldi gözyaşlarım ve sızısı.

Yıllar önce bir şeyler yazıyordu: "Ben 'son'umuzu hiç düşünmüyorum ve ben hiç bizsiz bir dünya düşünmüyorum. Ama sen beni anlamak için bile dinlemiyorsun. ... Hayatında yaptığın, yapıyor olduğun ve yapacağın her şeye saygılıyım ama bana olan güvensizliğine saygılı olmamı bekleme, bırak da kızıp bağırayım. Bana güven." 

Güvenmeye çalıştım, kendimi zorladım... Sonra yine kırıldı güvenim. Biliyordum böyle olacağını. Neden inanıp da güvenmek için zorladım ki kendimi? Olaylar patladığında, zaten güvenmiyordum, der avuturdum kendimi. Şimdi, beni inandırdı ve kandırdı, demekten alıkoyamıyorum beynimi.

Ona güvenmeyi çok istiyordum. Belki belli edemiyordum ama ÇOK istiyordum! Kendimi kollarına bırakmak, huzurla uzanmak istiyordum. Sırtımı dayadıklarım, karşılarına başkalarını almış ve bir anda kalkıp gitmişlerdi hep. O yüzden, bu sefer dayanağım sağlam, demeyi çok istedim! Yorgundum çünkü, sürekli düşüp kalkmaktan dizlerimde derman bitmişti. Artık düşmek istemiyordum. Ama yine düşeceğimden çok korkuyordum. Dayanağımın sağlam olup olmadığını tartıyordum hep. Sonra tamam dedim, sanırım yıkılmayacak. 

Öyle güzel çatladı ki!


Kim ne sararsa sarsın sağlam olamayacağını anladım. 
Bir kere, bensiz bir dünya düşünüyordu. Bensiz bir hayat kurmayı. Ve bunu en başından beri düşünüyormuş! Öyle söyledi. En başından beri, aslında bizim bir "son"umuzun olduğunu düşünmüş. Bize dair bir son hep varmış aklında... Bilmiyordum, dedim, ben hep benimle olmak istediğini sanıyordum. Bir başka toprağa kök salmak ve meyve vermek istediğini bilmiyordum! Çünkü bana bizsiz bir hayat düşünemediğini söylemiştin, sana güvenmem için bana bağırıp çağırmıştın!

Bensiz bir hayat kurmayı düşündüğünü duyduğumdan beri kendime gelemedim hiç. Hep biriktim. Doldum durdum. Başka bir tarafa doğru dalını uzatmana göz yummaya zorladım kendimi, mantıklı davranmaya çalıştım. Her ne kadar ortada mantıklı bir durum olmasa da; her ne kadar, karşıdakinin senin dalını tutma ihtimalinde benden kopacak olma halin ortaya çıkacak olsa da, mantıklı hareket etmeye çabaladım. Gitmek istiyorsan zorla tutamam dedim, bendeki dalını kesip yine gidebilirsin. Sen de kesmek istemedin, acıyacağından korktun belki, belki de öteki tarafta kök salamayacağından. 

Dedim ya, ne zaman ki "biz"e dair bir hayat düşünmediğini duydum, o zaman dökülmeye karar verdim. Ne olursa olsun döküldüm durdum. Seni sular altında bırakacak olsam bile. Çünkü neden engelleyeydim ki? Benim, senin hayatında bir yerim olmayacaktı bir gün. Daha fazla dolmamın anlamı yoktu. Dizlerim zaten güçsüzdü. Sonra ikimiz de sular altında kaldık. Evet, ben boğdum bizi, ama devrilip dökülmemi sağlayan da sen oldun. 

***

Beni sevdiğini çoğu zaman anlayamadım. Her gece bana dokunmadan uyuyamıyordu, eğildiğimde doğrultuyordu evet. Yanımda huzurlu ve mutlu olduğunu söylüyordu. Bensiz bir aktivite yapmadığını, zaten bensiz de hareket etmek istemediğini söylerdi. Benden önce tanıştığı insanlarla konuşmaya devam edeceğini ve buna bir çözüm olmadığını beynime kazımaya çalışırdı. Onları kenara bırakmamı ve sadece ona odaklanmamı isterdi, hayatındakilere değil.  

Nasıl yapabilirdim ki? O yapabilmiş miydi?
Peki, bensiz bir aktivite yapmak istemiyor muydu? Yapmamış mıydı hiç?

Ben o istemiyor ve istemez diye çıkardım insanları hayatımdan, sildim. O yapmazdı çünkü, ondan önce konuşmaya başladığım insanlarla iletişimde olmamı kaldıramazdı. Nasıl yapsın ki? Üzülürdü bir kere. Ama düşünmüyordu hiç benim de üzülebileceğimi... Onsuz aktivite yapabilmemi isterdi, oysaki ben istemiyordum ki. Hiç istemedim onsuz bir şey yapmak.

***

Bir gün bir kavga etmiştik. Saçma sapan bir kavgaydı. Sosyal medyaya olan ilgime, ona verdiğim zamana, takip ettiğim insanlara ve peşimden gelenlere kızardı. Hem de çok! İki kelimeyi bir araya getiremeyen insanların, siber medyada konuşmasını ve böyle çevre edinmesini saçma bulurdu. "Dünyada isminin kalmasını istiyorsan, bir mimar ol, avukat ol, düşünür ol, ressam ol, edebiyatçı ol, kendi felsefeni belirle, bunlar seni ölümsüzleştirsin, orada burada yazdıkların değil. Vasıfsızken ünlü olmuşsun ne gereksiz." derdi...

Şimdi o ne yapıyor?

***

Eskiden, onun huzuru olmak için doğduğuma, yüzünü her daim güldürdüğüme, elini hep sıcacık tutacağımı bildiğine inandığını söylerdi... İstedim! 

Bende kalmak isteseydi, hiç üşütmezdim ki onu. Gerekirse kendimi yakar, yine de ısıtırdım!

Bende kalmayı yavaş yavaş aklından çıkarıyordu zaten. Hatta birkaç kez gitmeyi bile düşündü. Bencillik edip tuttum. Bencillik ettiğimi söylemişti onu tutarak. Sonra da iyi ki tuttun demişti... 

İyi ki mi, keşke mi?

Her şeye rağmen diyordum ki, bir gün bir kadınla devam etmek isterse kapımı mutlaka açacağım ona! Ama nasıl yapabilirdim ki? Biz kırık dökük bir zemin üzerindeyiz, her an karanlığı boylayabiliriz. O da biliyor bunu, ikimiz çatlattık çünkü. Düşüncem yanlıştı bir kere: O asla gelmek istemeyecekti. Zaten sıkılmıştı benden yüreği. Sağlam bir temel arıyordu, belki çevresini belki de kendisini mutlu edeceği. Bir harabenin ortasına geri dönemezdi. 

Ben...
Bense çatlaklarım kaynamadan kimseyi alamam ki omuzlarıma. Yine düşerim, yine düşerim. Ama acele etmiyorum şimdi, kendi haline bıraktım kırıklarımı, nasıl kaynarlarsa kaynasınlar. Yakın bir zamanda olacağı yok hiçbir şeyin, bu yüzden doktor doktor gezmeme gerek yok. Hem zaten, gelebilecek olan bir şey de yok. 

Nasıl değişiyor hayat.
Nasıl değişiyor insan.

Dün söylediğinle bugün aynı fikirde olmuyorsun. 
Dünkü fikrini empoze etmiş olsan da, bugün fikrin değiştiğinde güvenini kırdığını hissetmiyorsun kimsenin. 
Çünkü dün ile bugün bir değilsin. Bunu kabul etmişsin. 
Bir önceki söylediğinle kimseyi kırdığını düşünmüyorsun. 
Çünkü kimsenin dün ile bugün bir olmadığını düşünüyorsun. Buna inanmışsın.

Ama ben yine de ileride değişeceğini düşündüğünüz şeyleri, sanki hiç değimeyecekmiş gibi dan dan söylemeyin derim. Herkes demez ki bu insan dün ile bugün bir olmayacak diye... 

Kırmamaya çalışın hiçbir somutluğu, hiçbir soyutluğu...
***

Bugün güzelce bir acı çekip, yanında sigara içerek akciğerlerimi, alkol içerek de karaciğerimi çürüteyim diyorum. 

Bu da son olsun.

23 Temmuz 2019 Salı

Antidepresan Bırakma Süreci #9

Efendim, psikiyatra gittim. Anafranil'in bırakma sürecinde geri çekilmenin daha çok belirgin olabileceğini belirtti ve ilacı bırakmak isteyenleri Prozac ile bıraktırdığını söyledi.

20 mg Prozac verdi. İki hafta boyunca her gün alacağım. Daha sonra gün aşırı alacağım ve sonra da 3 günde 1 alıp bırakacağım. Sonrasında da kontrole gideceğim.

Psikolojik midir yoksa gerçekten etkili midir bilmiyorum ama o baş dönmem ve gözlerimdeki o sinir bozucu olay, ilacı aldıktan 5 saat sonra azalarak geçti...

Ve bu sırada da başvurduğum bir iş için mülakata gittim. Gerçekten hiç çalışmadan gittim ve çok rahattım. Hani baş dönmesi yüzünden vs. rahatsız olurum diye düşünüyordum. Nitekim güzel geçti. Eğer olumlu olursa kurumsal bir şirkette, hem de evimin çok yakınında çalışmaya başlayacağım!

Şu aralar gerçekleşen bir gezegen olayı nedeniyle yeni bir işe başlamayın deniliyor ama skerler hahah!

Gibi gibi

Ne kadar garip sanki hiç gitmemişim gibi hissetmek.

Evimden uzakta, tatildeymişim de tatil bitince geri dönecekmişim gibi.

Ben tatildeyken evime tanımadığım insanlar yatıya gelmiş gibi.

Kendine gel Kıvırcık, tatilde değilsin!

21 Temmuz 2019 Pazar

Antidepresan Bırakma Süreci #8

Efendim, iyileştiğimi düşünüp bir de artık daha fazla ilaç kullanmak istememem sebebiyle antidepresanı bırakmaya iyice karar vermiştim artık, biliyorsunuz. Cymbalta 60 mg kullanırken Cymbalta 30 mg (iki kutu), Anafranil 25 mg (2 kutu) ve Anafranil 10 mg (bir kutu) kullanarak bıraktım. Bugün 4. gün. 17 Temmuz 2019 Çarşamba günü son kez içtim.

Neler oldu?

Önceleri, ilacı almayı gün içerisinde biraz geciktirsem gözlerimi hareket ettirince bayılacak gibi olma durumu/saliselik odak problemi durumu oluyordu. Bıraktığım gün bunu zirvede yaşadım. Uyanadığım vakit bir şey yok, akşama doğru başlıyor. Gözlerimi sağa sola çeviriyorum, kalbim anlık hızlanıyor, gözlerim yuvalarından çıkıp geri giriyor sanki, beynim titriyor zınk zınk diye. Hani bir kameranın odaklama anı vardır ya, mercek gidip gelir ve ekran bulanıp düzelir, hah işte o merceğin gidip gelme durumu oluyor. Yani neredeyse 1 saniyelik bir şey bile değil; ama bu olunca o an bayılıyor gibi hissediyorum, dengemi kaybediyorum. Sanki çok sarhoşmuşum da o yüzden böyle hissediyormuşum gibi. En sevmediğim bırakma etkisi bu oldu hep! Biliyorsun sevgili okur. Bu duruma katlanamadığım için tekrar başlamıştım biraz da.

Diğer etkiler olarak, baş ağrısı, baş dönmesi, ishal, iştah kapanması, yorgunluk, uyku hali ve isteksizlik yaşıyorum. Ne yemek yiyesim geliyor, ne oyun oynayasım. Sadece uyumak istiyorum. Sonra uyanınca da "Al işte gün bitti, bomboş bir vakit geçirdin, hayatının X saatini çöpe attın!" demekten alıkoyamıyorum kendimi. Dizi izlerken sıkılıp yarıda bırakıyorum, ev temizliyorum, kendime evde iş çıkarıyorum, sonra diziye devam ediyorum, yine sıkılıyorum vs. böyle devam ediyor.

Bir de şansa bak ki, ilacı bırakmaya karar verdiğim ve uygulamaya koyduğum zaman işimden ayrıldım (şu anda 2 aydır işsizim), çok sevdiğim sevgilimden ayrıldım, ev arkadaşım memleketine gitti. Yani bilumum yalnızlığı yaşıyorum şu an. Üstüne bir de antidepresanı bırakmışım! Hayatımda bir şey oluyorsa küçük küçük ve sırayla gelmiyor. Hepsi bir anda yükleniyor omuzlarıma! Bu da hep benim sınavım oluyor sanırım.

Dün, bırakmanın yarattığı etkileri en aza indirmek için ne yapabilirim diye düşündüm; belki Anafranil 10 mg'ı bir gün alıp bir gün almayarak devam edebilirim dedim. Güvenemedim. Bu nedenle yarın psikiyatra gidiyorum.

16 Temmuz 2019 Salı

Bir Ay Oldu...

Ben de korkuyorum içimdeki bitecek diye ama eninde sonunda bitecek, biliyorum. Kalmayacak artık. Çikolatayı bile bir ay yemesen tadını unutursun artık. Aklına gelmez belki de.

Hem zaten bitmesin de nolsun? Bitmeli içimizdeki. O benimle vakit kaybetmeyip bir an önce evlenmeli, çoluk çocuğa karışmalı, ki zaten boş durmadığını ve yoluna devam etmeye oldukça istekli ve hevesli olduğunu görüyorum; ben de bir an önce onu unutup hayatıma devam etmeliyim yeni ve benimle bir gelecek düşünebilecek bir kalpte. Bir an önce bitsin ve acıyı unutayım artık istiyorum. Öyle ki, nasıl acı çektiğimi dahi hatırlamayayım!

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Çok Düşünmek

Dün beni uykumdan uyandırdı bu "eşyalarımı alsam nolur" düşüncesi. Yeni bir eve çıkacak olsam ve eski evimdeki eşyalarımı alacak olsam, orası çırılçıplak kalacak... Perdeleri, ocağı, halıları ve tabureleri bile almam gerekecek. Yeni ve boş bir yuvaya gireceğim çünkü, sadece benim olan.

Peki Tesoro'yu o halde nasıl bırakırım? Perdesiz, oturacak yersiz nasıl yaşayabilir? Durumu bir anda yeter mi her şeyi tamamlamaya?

Bunları düşünmekten sabahın 5'ini ettim sevgili okur. Bir de beynimi en çok kemiren şuydu: Bana sert bir şekilde eşyalarımı bir an önce toplamamı söylerken, o beni düşünmüş müydü bu kadar?

2 Temmuz 2019 Salı

Halbuki Aynıymış

Ne olduğunu bilmesem,
bir şey olmadı dermişim. 
Zaten bir başıma yaşıyormuşum... 
Zaten uzakmışım.
Çünkü dediğim gibi, aslını bilmesem,
her şey normal dermişim.