30 Aralık 2019 Pazartesi

Düşünme, düşünme, düşünme... DÜŞÜN AMK DÜŞÜN!

Stres kötü. Stres iyi değil sevgili okur. Vücudu da ruhu da çürütür. Stres yapmamalıyım; "biz iyi değildik, ayrılmamız gerekiyordu, birbirimize iyi gelmiyorduk, sürekli kavga ediyorduk" diye diye yine de anlatamıyordum kendime.

 
***
Biz birbirimizi büyüttük. 
Ben hatalarımı gördüm. O da görmüştür, inanıyorum. Şu halimizle belki daha iyi olabilirdik ama geçti gitti. Geçmeseydi, gitmeseydi, keşke daha iyi olsaydım, keşke sürekli kavga etmeseydik, keşke ben de alttan alabilseydim, keşke gardımı düşürebilseydim, keşke üzülmekten bu kadar korkmasaydım. Eski konuşmalarımızı okudum -çünkü siliyorum artık- sürekli tartışmışız. Bir gün normal, ertesi gün tartışma. Okurken yoruldum, sıkıldım, ofladım ve atlayarak okumaya devam ettim. Bunları bir de yaşadık biz! Çok yüklenmişiz birbirimize. Bu kadar tartışma olmamalıydı. E tabii bacaklarımız tutmaz artık, tabii ki taşıyamaz hale geliriz!

***

Tam aklımı başka yere veriyorum, bir süreliğine eskiyi unutuyorum, anımı yaşıyorum, güzel de gidiyor; sonra bir anda her şeyden soğuyup kabuğuma çekiliyorum. Hayatıma giren insanlara bunları yaşatmaya hakkım yok ama "Bazı insanlar bize bir ders vermek veya yeni bir düşünce şekline tabi tutmak için hayatlarımıza kısa süreliğine girerler. Ders öğrenilene kadar onları tekrar tekrar yaşamayı seçeriz.". Belki ben de onlara bir şey öğretiyorumdur... 

Mesela öğrendiğim bir şey var: Her insan her an doğruları duymak istemeyebilir. Bazen de bulutların üstünde dolaşmak istiyordur. Neden hayal kurmaktan alıkoyayım ki birini? Hayal kuramayan insan mutlu da olamaz. Bu kadar gerçekçi davranmamalıyım.  

Bir başka şey: Her zaman açıklama yapmaya gerek yok. Bazen yapılan açıklamalar tartışmaya sebebiyet verir. O anlarda "tamam" deyip geçmek en sağlıklısı olur.


Bir tanesi de: Özel alanlara her zaman, en başından itibaren saygı duyulması gerektiği. Kimse kimsenin özel alanına girmeyecek. Bazen kendine bile anlatamadığın şeyler vardır, bunları henüz kendine anlatamamışken bir başkasına göstermeye ne gerek var. Şifre verme, günlük okuma, sağa sola soruşturma gibi eylemlerin akıldan bile geçmemesi gerek. Güven bir anda oluşmaz. Sabredip oluşmasını beklemek gerek.

***

Stres olmamalıyım dedikçe stres geliyor aklıma. Uyku basıyor. Ellerim uyuşuyor, ayaklarım tutmuyor. Pembe Fili Düşünme... 


 

Kitaplar en iyi yardımcılarım.

24 Aralık 2019 Salı

Neler Olmuş Şöyle Bir Baktım

Ben ne kötü şey yaşarsam unutuyorum sevgili okur. Bazen iyi şeyleri de unutuyorum. Ne bileyim, ben de böyleyim işte. Geçmişin anılarını unutabiliyorum. Arada taktıklarım olabiliyor, onlarsa asla gitmiyor aklımdan. Hele ki sevdiğim bir kişilik tarafından bana gelmişse bu. Ne yaşamışım diye şöyle bir baktım yazdıklarıma. Hatırlamak ve "Neden olmadı?" diye tekrar tekrar sormamak için. Hoş, burada genelde güzel şeyleri yazmışım. Yaşadığım olumsuzluklar başka bir yerde yazılı.

En başktaki heyecanımı hiç unutamadım. O anı düşündükçe hâlâ kalbim hızlanır. Karanlığıma doğan güneşi nasıl unutayım ki? Unutamam. Bunu da defalarca bir oraya bir buraya yazmışım zaten: Kasım 2014'ün Yeri Bambaşkadır Bende



Sonra hiç kopmak istememişim, çünkü hayat gibi bir şey bulmuştum. 2 saniyem onu düşünmeden geçmemiş. Değişmişim, hiç böyle olmamışım: Sen...

Bu şarkı bizim içindi sanki:

https://open.spotify.com/embed/track/4XVif6rh9oYMIjazZ5F65A

Sonra, memleketine döndü, okulu bitti. Güneşim kayboldu 21 günlüğüne. Bulutlar bir türlü dağılmıyordu sanki. Aklımı, onun gitmesinden başka bir şeye veremiyordum, çünkü dönmeyecekti. Taşınmıştı. Ama döndü! Doğa bize yardım etti. Yanımda iş buldu. Geldi: Heyecan!

Şimdi bu heyecanı başkası yaşayacak...

Sonra geldi. Biz beraber yaşamaya başladık ve 2016'dan sonra yavaş yavaş bitmeye başladık. Onu bulduğum günü hiç unutmadım ama kaybedişimi fark ediyordum. Sürekli kavga ediyorduk. Sevgisini hissetmiyordum ilk zamanlardaki gibi. Heyecanını hissetmiyordum. Yorulmuştu. Belki de ben yordum. Sonuçta bende çok emeği var. Hep derim, bana bir sevgiliden başka anne, kardeş ve arkadaş da olmuştu o. Bunu yapmak kolay değildir. Belki içinden geliyordu, belki de yaparken gocunmuyordu ama yine de yormuştur, eminim.

Sevgisini hissetmedikçe daha çok üstüne gittim. Bir türlü göremiyordum. Sanki hep uzaklaşmak istiyordu. Sanki sıkılıyordu. Belki benden sıkılmıştı, belki de genel olarak yaşadığı hayattan zevk almıyordu. Ben de almıyordum. Yanımda uyurken çok ağladım, beni sevmeyen bir insanın yanında neden durduğumu sorgularım aylarca. Ona belli etmek istemedim, çünkü zaten ruhsal sorunları olan zor bir insandım ona göre, bir de bunu gösterirsem iyice kafayı yer diye içime attım. Atmamam lazımmış. Patladım. Acı bir şekilde öğrendim. Sonra bir şey oldu, ben sakinleştim. Benden gideceğine emindim, o yüzden sakinleştim. Bir gün gideceğini söylediğinde üzüldüm, ama yapacak ne vardı ki? Ben de artık, onun istediği gibi "an"ımızı yaşamayı denedim. Ee bir gün benden kesin olarak gideceğini biliyordum artık. Her an başkasını sevecekmiş gibiydi. Belki ben soktum aklına, belki de zaten olacağı vardı, başkasından hoşlandı. Sakince konuştuk. Öyle bir şey olmayacağını söyledi ama ben artık benden gideceğine kesin olarak inanmıştım. Zaten daha öncesinde benden ayrılmak istediğini söylemişti ve bir an önce evleri de ayırmak istemişti. Sonrasında ne kadar "'iyi ki' devam ettik, ayrılmadık, ikna ettin, değerimizi anladım" dese de o zaman kararını vermişti o, ayrılık gerçekleşmeliydi. Geriye sadece kırıntılar kalmıştı bizden ve de bir iz. Sıkılmıştık artık.

İyi ki severek ayrıldık. İyi ki nefret etmeden bitirdik bizi.

Ben yine karanlıktayım. Güneş doğmuyor, ışıklar 10'da sönüyor.

Bana yaşattığı şeyler için teşekkür etmem lazım.
En başta, bana yeniden sevebileceğimi gösterdiği için;
sevmeyi ve sevdiğin için savaşmak gerektiğini öğrettiği için;
okulumu bitirmeme yardımcı olduğu için;
beni sıcak tuttuğu için;
hiçbir şeyin sonsuz olmadığını anlamamı sağladığı için;
anı yaşamanın önemli olduğunu anlattığı için;
insanın her zaman önce kendisini sevmesi gerektiğini içime işlediği için.

Ben büyüdüm.

Sevmeyi öğrendim. İlişki yaşamanın hem mutluluk hem acı verdiğini öğrendim. Tecrübe edindim.

Ben büyüdüm, geliştim.

Muhtemelen okumayacaksın bu yazdıklarımı ama yine de sana bir şey söylemek istiyorum: Ben seni hiç unutmayacağım. Kalbimin ortasında değil ama bir köşesinde hep var olacaksın. Ortaya bir başkası geçecek ama sen mutlaka bir kenarda olacaksın, gördüğüm zaman tebessüm edeceğim, dengesiz bir sevgi barındırmamam gerektiğini anlayacağım...

Hoşça kal Koala'm...
Belki başka bir hayatta karşılaşırız; bu sefer kafan karışık değildir, benimle evlenmek istersin. Kim bilir.
Bana verdiğin o bir çift kanadı çıkarıyorum artık.

Yolun açık olsun.

Acıyor

Canım yanıyor.
Ama neden?
Aklım almıyor, nedenini bulamıyorum.
Sadece kalbimde bolca sızı. Hep hızlı atıyor, bir yerden haber gelecekmiş gibi; tatlı ya da acı.

Hani laktoz alerjin vardır ve süt içmemen gerekir ya. Tadını çok seviyorsundur ama içersen sana zarar verecektir. İçmeye yeltenemiyorsun, sonucundan korkuyorsun; çok seviyorsun ve tadını unutmak seni kahrediyor; bir daha hiç içmemen gerekiyor ve kendine bunu anlatamıyorsun, içinde sürekli bir umut.

Boş ver be, sen de meyve suyu içersin...

Kolaydı!

20 Aralık 2019 Cuma

Gel Gel, Bir Daha Bırakmayacağım, Tamam

Eveeet, antidepresana yeniden başlamış bulunmaktayım sevgili okur. Bir daha da bırakmayı düşünmeyeceğim, çünkü iyileşmiyorum. İyileşilmezmiş zaten. Terapi ya da ilaçla, ruhsal durumun etkileri dengelenmeye çalışılırmış.

Her doktor farklı bir şey söylüyor babasını satayım!

En son memlekete gittiğim günlerde yaşadım anksiyetemin zirve noktasını. Yılda 2 kere (geçtiğimiz yıl, yılda bire ve bu yıl da iki yılda bire düştü) tiroit ultrason kontrolü yaptırıyorum. Kan tahlili falan yapıyorlar. 2016 yılında boynumun solunda önde lenf şişliği vardı. Tam bu 15 Temmuz zamanlarında olmuştu hatta, çok iyi hatırlıyorum, Fethiye'deydim. Memlekete gidince hemen doktora gittim, ultrason ile baktılar. Lenf noduymuş.
Ara ara şişer inermiş bunlar. Bazen inmeyebilirmiş de. Sürekli enfeksiyon geçirenlerde kolay kolay inmezmiş. İlk doktor kontrol ettirmekle ilgili bir şey söylememişti. İkinci doktora Ankara'da gittim. Yıllık kontrol yapıp takip edelim, bu küçülmez, büyür ya da yerinde kalır dedi. Üçüncü doktor ineceğini söyledi. Tiroit doktoruma da bunları söylediğim için her tiroit ultrasonunda o lenf noduna da bakıyorlar ve ebatını not ediyorlar. Geçtiğimiz yıl, tiroit nodüllerim kayboldu (sanıroyum ki diyetin ve girdiğim makinenin etkisi büyük)  ve lenf nodu da yok denildi. Ben inanmadım, çünkü elime geliyor yani aynı şekilde. Sorun etmedim. İLaç kullandığım zamanlardı bunlar. Bir de o zamanlar çalışıyordum. Sevgilim vardı. Yaşadığım evi seviyordum.

Bu yıl kontroller geldiğinde bir telaş başladı bende. İlacı bırakalı neredeyse 1 ay olmuştu. Hayatım pek düzende de gitmiyordu. Dolayısıyla her şey üst üste gelecekmiş gibi düşünüp panikledim. İşimden ayrıldım, evimden ayrıldım, eşimden ayrıldım. Bir de salak gibi antidepresanı bıraktım. Halbuki iyi hissettiğimi düşünüyordum. Doktor da onaylamıştı. Kendi başıma karar vermedim. 3 ay boyunca dozaj azaltarak ilerledik. Neyse. Son kontrolde doktor rapora yazmaya bile gerek duymadı bu lenf nodunu. Minnacık, korkulacak ve takip gerektirecek bir şey değil dedi. Ebatını sordum, öncekilere göre büyümüştü ama yine de sorun etmemem ve kafama takmamam gerektiğini kendime anlattım. Bu etki sadece 4 gün sürdü. Memlekete gittiğimde birden dank etti!

Bu büyümüş ki, neden sorun etmiyorum ben bunu? Sorun etmem lazım! Kontrol ettirmem lazım. Bence doktor baştan savdı beni. Ya bir şey varsa? Geç kalmamam lazım. Doktora tekrar gitmem lazım. Ama gerek yok ya, işte bak adam ultrasonda görüp de sorun etmedi yani, ben neden edeyim şimdi tekrar? Bunlar hep benim anksiyetenin etkisi, başka bir şey değil. Kendime gelmem lazım. Tamam tamam doktora gitmiyorum.

Bir gün sonra, kafayı yemek üzereydim. Teyzem kahvaltıya davet etti, ama o kahvaltıyı nasıl yaptım, günümü orada nasıl geçirdim bilmiyorum. Etrafıma çaktırmamam lazım diye içimde patlattım. Nitekim gece oldu ve annemi uyandırıp hemen ilk güne randevu aldırdım. Doktora gidene kadar bir gün daha geçti ve ben sadece uyumak istedim, düşünmemek için. Yoksa sadece kötü şeyler düşündüm ve iyi şeyleri aklıma getirdikçe daha da kötü düşünmeye başladım. Beynim iyisavar gibi çalışıyordu. Ertesi gün üniversite hastanesine KBB doktoruna gittim. Doktor ultrasona bile gerek duymadı. Şikayetimi dinledi, korkarak her şeyi anlattım, biraz da abarttım ki daha çok ilgilensin diye (bunu aile hekimim önermişti), muayene etti. Alerji ilacı ve bir antibiyotik verdi.

Rahatladım.

Ama nasıl rahatladım.

Tüm aileyi ayağa kaldırmıştım çünkü. Belli etmemeye çalışsam da ediyordum bir şekil. Annemle babam bir an önce tekrar psikiyatra gitmemi söylediler. Ankara'ya döndüm ve psikiyatra tekrar gittim. Halbuki 1 ay öncesinde gitmiştim ve ilaca başlamıştım. İlacın hiçbir etkisi olmamıştı. Psikiyatrla konuşunca ilacın dozunu arttırdı. Prozac 40 mg kullanıyorum şu anda. Sanki biraz daha olsun rahatlamış gibiyim ama yine ara ara aklıma hastalık düşüncesi geliyor. Son psikiyatr da hipokondriyazim olabileceğini söyledi. BITCH YOU SAY?! Prozac ne kadar işe yarar bilmem ama etkisi olmazsa bir başka doktora gideceğim.

Bundan sonra da "ay ilacı kullanalı 15 yıl olmuş, artık bıktım, doktora gideyim de bırakayım" gibi saçma salak cümleler kurmamaya çalışacağım.

Hoş geldin bahar la la la...